Amerika'dan Hong Kong'a, Rusya'dan İngiltere'ye dünyanın dört bir yanında ünlü markalarla aynı raflarda satışa sunulan Garize, son bir yıldır Türkiye'de... Kalıpları, işçiliği ve şık tasarımlarıyla Garize gerçek bir Türk markası. (Berin Yavuzlar)

“Garize kadını ne istediğini bilen kadındır” diyor markanın yaratıcısı Birgül Ergün. Dünya markası olmaya kararlı Ergün’ün, houte coutre tadındaki koleksiyonları moda devleriyle aynı ringte karşılaşıyor. Osmanlıca bir kelime olan Garize’nin gücü ise adının anlamı gibi ‘kalpten geliyor’ ve engel tanımıyor.

MARIE CLAIRE: Garize hikâyesi nasıl başladı?

BİRGÜL ERGÜN: 18 yıl boyunca dünyanın en iyi markalarına hizmet verdik. Çok yüksek işçilik, çok yüksek kalıp ve yüksek dikiş kalitesi gerektiriyordu bu. Bir tek tasarımı biz yapmıyorduk. Bu birikimin profesyonel bir ekiple birlikte artık markalaşması gerekiyordu.

M.C.: Nasıl bir yol izlediniz?

B.E.: Fransa’daki Pret a Porte Fuarıyla başladık. Bize defalarca “Fuarlar şov yeridir, sipariş beklemeyin” demelerine rağmen biz ilk gidişimizde dünyanın en güzel yerlerinden sipariş aldık.

M.C.: Daha sonra neler yaptınız?

B.E.: Yurtdışındaki fuarlar devam etti. O kadar özel alıcı kitleleriyle karşılaştık ki, dünyanın en önemli markalarının satıldığı noktalarda satılmaya başladık. Çok önemli department store’larda ... Yani Vivienne Westwood’la Garize aynı yerde satıldık.

M.C.: ‘Garize kadını’ nasıl bir kadın?

B.E.: Garize kadını ne istediğini biliyor. Belli bir hayat görüşü olan, statü sahibi bir kadın. Bu kadın kendi üzerindekini kimsenin üzerinde görmek istemiyor. Dolayısıyla Garize çok sınırlı sayıda, özel olarak üretiliyor.

M.C.: Yurtdışında nerelerde satılıyor Garize?

B.E.: Yurtdışında franchising şeklinde çalışıyoruz. Amerika’da Los Angeles, New York ve Las Vegas’tayız. İrlanda’nın neredeyse tamamında varız. Iskoçya,Hong Kong, Kuveyt’te varız. İtalya’da Duamo’da varız. Burası Milano’nun en önemli markalarının satıldığı yer.

3 Moskova’da ve Kazakistan’da da varız.

M.C.: Peki ya Türkiye’de?

B.E.: Bir yıl önce iç piyasaya girmeye karar verdik ve Ilbak ailesiyle ortak olduk. Bu süreç bizi ulusal marka olmaya yönlendirdi. İstanbul’dan Erzurum’a Garize Shop’larımız var.

M.C.: Türk kadını nasd karşıladı Garize’yi?

B.E.: Türk kadını da çok sevdi Garize’yi. Çünkü biz Dölce Gabbana veya Prada ne yaptıysa onu yapmadık. Biz yaptık, ondan sonra baktık ki bazı firmalar bize benzemeye başladı. Bizim en büyük idealimiz koleksiyonumuzun kimseye benzemeyen, şahsına münhasır, kendi tadı, kokusu olan bir koleksiyon olması.

M.C.: Siz en zoru önce gerçekleştirmişsiniz. Yurtdışmda tanındıktan sonra Türkiye’de sesinizi duyurmaya başlamışsınız.

B.E.: Evet, asıl zor dünya orası. Orada dünya markalarıyla savaşıyorsunuz. Örneğin Pret a Porteye dünyanın dört bir yanından alıcılar geliyor. Orada aynaya bakıyorsunuz. İnsanların malı tutuşundan anlıyorsunuz doğru yolda olup olmadığınızı. Gidip, ak koyun kara koyun göreceğiz diyorduk ama insanlar birbirleriyle kavga etti ‘New York’ta ben satacağım, hayır ben satacağım, Brooklyn’de ben satıyorum, oraya vermeyin’ diye.

M.C.: Tasarımda hangi detaylara önem veriyorsunuz?

B.E.: Kalıplarımız uluslararası. Hong Konglu kadın da giyebiliyor, Türk kadını da, Kanadah da. Ayrıca Garize’nin renkleri de Garize’ye özel. Renk gamlarımızı kendimiz belirliyoruz. Kumaşlarımız çok özel. Tamamen doğal elyaf. Kışın yüzde yüz yünler, yüzde yüz ipekler, kaşmirler kullanıyoruz. Her şey tamamen doğal.

M.C.: Fiyatlar nasıl peki?

B.E.: Bu kadar özel işçiliğin sonucunda fiyatlar normalin biraz üzerinde ama alan insan bu rakamın onun değeri olmadığını biliyor. Garize’den ürün alan insan o ürünü sadece o yıl giymiyor. Modası gelip geçmiyor. Zamansız ve mekansız tasarımlar yapıyoruz biz.

M.C.: ‘Zamansız ve mekânsız tasaıımlar’ı açar mısınız?

B.E.: Her zaman giyilebilen, her mekâna adapte olabilen tasarımlar. Garize kadını gündüz giydiği kıyafeti hiçbir değişiklik yapmadan akşam da giyebiliyor.

Ya da örneğin çok şık bir kaşmir paltomuz vardı. Alanya Garize Shop’umuzun işletmecisi paltoyu kendine aldı ve yeni doğan bebeği için; “Kızım da ileride bunu giyecek” dedi.

M.C.: Moda bu bakışın tam tersi s ani d,

B.E.: Aslında bütün önemli tasarımcılar kendi modasını yaratmaya çalışıyor. Türkiye’deki problem bu; yukarıdakiler ne yapıyorsa aşağıdakiler de onun kopyasını yapıyor. Bizse yukarıdakiler gibi davranıyoruz. Biz kendi modamızı kendimiz yaratıyoruz.

M.C.: Kıyafet dışında neler üretiyorsunuz?

B.E.: Eşarp, fular, takı, çanta hepsi üretiliyor. Ayrıca parfüm, sabun ve iç çamaşırı çalışmalarımız başladı.

M.C.: Farklı linelar yapacak mısınız?

B.E.: Öyle planlarımız var. Büyük beden yaptığı zaman çok iyi yapıyor Garize. Ayrıca Garize Sport oluşacak. Garize gümbür gümbür geliyor. Fizibilite çalışmalarımız 2006’nın altıncı ayında tamamlanıyor. Parfüm, ayakkabı, iç çamaşırı tamamlanıyor. İleride bir dünya markası olup, ‘Helal olsun, Türk markası kendi konseptiyle gelmiş, yerleşmiş’ diyebilmeliyiz hepimiz.